MENDERES İLÇESİNİN TARİHÇESİ

     Menderes'in tarihçesi Roma devrine kadar uzanmaktadır. Bazı kalıntıların incelenmesinden anlaşıldığına göre ilk toplu hayat Bizans devrine aittir. Polis Hora Ayena adlı iki büyük şehir vardır. Bu iki şehir Taşköprü ile birbirine bağlanmıştır. Bu olay 600 yıllarına rastlar. 1071 Malazgirt savaşından evvel birçok Selçuklu Beyi, önce doğu sonra batı Anadolu'ya yerleşmişlerdir. Savaştan sonra yerleşme daha da hızlanmıştır. Yeni, köy ve şehirler kurulmuştur. Anadolu Beylikleri zamanında her iki köyü zapteden Aydın Oğulları’ndan Cüneyt Bey'e izafeten yeni kurulan köye Cüneydabat adı verildiği sanılmaktadır.
     14. yüzyıl ortalarında memleketini genişleten Karasi Beyliğini ilhak eden  Orhan Gazi'nin, tesir ve nüfusu İzmir'e kadar yayılmıştır. O tarihten itibaren Menderes belli bir köy olarak tanınmaya başlamıştır. 14. yüzyıl sonlarında Yıldırım Beyazıt İzmir'i ele geçirmiş ve Menderes çevresinde kendisini tanıtmış olan Cüneyt Bey'in babası İbrahim Ağayı İzmir'e subaşı olarak atamıştır. Yıldırım Beyazıt'ın seferden sefere koşması İzmir'in Rodos şövalyelerinden iyice temizlenmesini engellemiş ise de, Timur sonuca ulaşmıştır. 1402-1403 kışını bu çevrede geçiren Timur, İzmir yakınlarına gelerek şövalyelerin başı olan Gulliame ve Muni'den şehri boşaltmalarını istedi. Red cevabı üzerine şehri işgal etti. 1403 yılının ilk günlerinde İzmir, Timur'un eline geçti.

Timur, Orta Asya'da yapacağı savaşlar için buradan ayrılırken eski    topraklarını Aydınoğulları'na iade ettiyse da önceden Yıldırım Beyazıt tarafından subaşı olarak tayin edilen İbrahim Ağa'nın oğlu Cüneyt Bey sahneye çıktı.


Cüneyt Bey Poliahora (bu ad sonradan Ballı Kaya diye anıldı) denilen yere bey olarak tayin edildi. Babasının ölümü ve Timur'un burayı terk etmesinden yararlanıp, Edirne'de hüküm sürmekte olan Yıldırım Beyazıt'ın oğlu Süleyman Çelebi'den de yardım görerek, Aydınoğullarını İzmir'den uzaklaştırdı. 

1405-1406'dan sonra hamisi isyan ettiği için tevkif edilip Rumeli'ne sürüldü. Daha sonra bir fırsatını bulup tekrar İzmir'e geldi. Mehmet, bütün kardeşlerini saf dışı ederek Osmanlı saltanatını ele geçirdikten sonra Cüneyt'e karşı harekete geçerek 1415 yılında İzmir'i kuşattı. On günlük bir kuşatmadan sonra Cüneyt Bey İzmir'i terk ederek Bizans'a sığındı. Bizanslılar kendisini hapsettiler ve ellerinde bir koz olarak kullanmaya başladılar. Mehmet Çelebi'nin, İzmir'i istilasında kendisine Rodos Şövalyeleri ne Midilli prensi de yardım etti. Çünkü Cüneyt Bey'den onlar da yılmışlardı. Cüneyt Bey Bizans'ta hapis kaldığı sürece boş durmadı. Çelebi Mehmet'in ölümünden sonra da bu isteğine kavuştu. Bizans tarafından tahliye edildi. Çünkü Cüneyt Bey, Bizans'ta hapis kaldığı sürece Genç Osmanlılar devamlı seferden sefere koşmuşlardı. Bu durum Bizans'ın hiç işine gelmiyordu. Bu sebeple tahliye edilen Cüneyt Bey Düzmece Mustafa hareketine katıldı. Daha sonrada 1422 tarihinde İzmir'e gelerek bir süre tekrar buraya hakim oldu . 1424 veya 1426 tarihinde İzmir'e gelerek bir süre tekrar buraya hakim oldu. 1424 veya 1426'da II. Murat tarafından yakalatılarak oğluyla beraber idam edildi. Bugün Karacaağaç'ta mezarı bulunmaktadır. Bundan sonra İzmir, dolayısıyla Menderes daimi olarak Osmanlı himayesine katılmıştır. Cüneyt Bey olduğu sıralarda, kendi adıyla anılan bir de cami yaptırmıştır. Mehmet Çelebi, Cüneyt Bey'i ortadan kaldırmak istediği sıralarda, Cüneyt Bey adını unutturmak için; Menderes'in güneyinde, bugün harabe olan ve yıkık minaresi olan camiyi yaptırmıştır.  Bu bölgenin adını Cuma Tesmiye koymuştur. Cüneyt Bey'in, Sinan Fakı adlı kadısı varmış. Bu kadı hayli işler başarmış. Kadı efendi Menderes ile Gölcükler arasında kendi adıyla anılan bir köy kurmuş. Bu köyün halkı, veba salgını sonucu tümüyle ölmüş. Köyde bakımsız kaldığı için harap olmuştur. Bugün kalıntıları vardır. Rodos'un fethine çıkan Kanuni Sultan Süleyman'ın orduları bir süre Menderes'te konaklamıştır. Tertip ve düzeni burada kararlaştırmıştır. BU sırada bölgeye Cem Ovası denildiği kayıtlardan anlaşılmıştır. 9 Eylül 1922'de İzmir ile birlikte düşman işgalinden kurtarılmış ve CUMAOVASI adını almıştır. 3 Haziran 1988 tarihinde adı değiştirilerek "MENDERES" olmuş ve ilçe haline getirilmiştir.

Satsumasıyla, güzel koylarıyla tarihi değerleriyle dikkat çeken, Menderes ilçesinin İzmir'e uzaklığı 20 km.dir.

Bölge, adını l07l yılında Cüneyt Bey'in adından yola çıkılarak Cüneyt Tabat, sonra Cumaabat olarak almıştır. Kurtuluş savaşından sonra Cumaovası olarak anılmış ve daha sonra Menderes olarak değiştirilmiştir.

Gümüldür'ün doğusunda (Ahmetbeyli) kent limanı olarak bilinen Notion'un kalıntılarına rastlanmıştır. Notion'dan 2 km. kadar uzaklıkta Klaros yer alır. Menderes'in tarihi kalıntıları arasında Kasımpaşa, Samancıoğlu, Cüneyt Bey ve Cumaabat camileri de yer alır.

KLAROS

Klaros'un kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber M.Ö.7. ve 6. Yüzyıl başında Kolophon'un baş tanrısı Apollon adına inşa edildiği sanılmaktadır. Dar vadide düz bir alanda bulunan Klaros'daki Apollon tapınağı, bilicilik yeri olmasından dolayı Hellenistik dönemde ve özellikle Roma çağında çok ünlüydü. Tapınağın bir tepe üzerinde inşa edilmeyip düzlükte yer almasının nedeni burada kutsal bir kaynağın ve ormanın bulunmasıdır.

Klaros tarihi boyunca bir kent olmamış sürekli olarak Kolophon'a bağlı olarak gelişmiştir. M.S.2. yüzyılda yapıldığı sanılan kare yapılı bir Propylea'dan Apollo tapınağına giden iki tarafı sütunlar ve heykellerle dolu bir yol bulunur. Propylea'da kahine danışmaya gidenlerin yazdıkları kitabeler bulunmuştur. Cella'nın üstündeki Apollon heykeli 7.5 m. yüksekliktedir. Tapınağın önünde anıtsal bir sunak bulunmaktadır. Apollon tapınağının kuzeyinde İon tarzında yeni bir tapınak ortaya çıkarılmıştır. Bu tapınak Artemis'e ait olabilir. Kazıda çıkan eserler İzmir Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Klaros kutsal alanı, Kolophon, Değirmendere'nin 13 km güneydoğusunda ve Notion (Ahmetbeyli)'nin 2 km kuzeyinde bulunmaktadır.

Buradaki ilk sistematik araştırmalar 1886 yılında C. Schuchhardt tarafından başlatılmıştır. Bu çalışmalar sırasında Kolophon kentinin lokalizasyonunu doğru olarak yapan Schuchhardt, daha sonra Kolophon ile deniz arasında kalan vadide iki tümülüs saptamış ve Notion'un yerini belirlemiştir.

Th. Macridy, Ahmetbeyli halkı tarafından Kale diye adlandırılan Notion akropolünde ve yakın çevresinde Kutsal alandan getirilmiş birçok yazıtlı blok buldu. Köyde bu yazıtların bulunuşu, Th. Macridy'ye Kutsal alanın bu yöreden ve Bazilika'dan uzak olmadığını düşündürmüş ve 1907 yılında bu düşünce ile yaptığı araştırmalar sonucunda, bugün propylon'da ayakta duran sütunun çok aşınmış durumdaki üst bölümünü bulmuş ve burasının Apollon Klarios Kutsal Alanı olduğunu anlayarak bir sondaj yapmış ve bu düşüncesinin doğruluğunu kanıtlamıştır.

Klaros'taki ilk bilimsel kazı, Th. Macridy ve Ch. Picard tarafından 1913 yılında yapılmıştır. Ancak I Dünya Savaşı başlayınca kazılar bırakılmıştır.

Klaros'taki kazıların ikinci dönemi 1950 yılında Prof. Louis Robert tarafından, Jeanne Robert'in de katılımıyla yeniden başlatılmıştır.

1988 yılında Prof. Juliette de La Geniere başkanlığında yeniden başlayan üçüncü dönem kazıları halen sürmektedir.

KOLOPHON

On iki İon kentinden biri olan ve ilk kez 1866 yılında Alman araştırmacı K. Schuchhardt tarafından yeri belirlenen antik Kolophon kenti, bugün Değirmendere olarak adlandırılan köydeki, üç tepe üzerinde kurulmuştu.

Yerli bir Anadolu halkı olan Karyalılar tarafından kurulan Kolophon, M.Ö. XIII yüzyıl sonunda, Rhaikos adındaki kişinin önderliğindeki, Akha kökenli Giritli göçmenlerin istilasına uğramıştır. Kolophon'da Rhaikos ile başlayan Myken döneminden günümüze pek fazla şey kalmamıştır.

Kolophon M.Ö. VIII yüzyılda, Yunanistan'ın Atina kentinden göç eden Ionlar tarafından ikinci kez işgal edilmiştir. Kentin bu dönemine ilişkin en eski bilgiler, kentin ünlü ozanı Mimnermos'un (M.Ö. VII yy.) Nanno adlı şiirinde yer almaktadır. Strabon da bu Ion kentinin Pyloslu Andraimon tarafından kurulduğunu söyler. Pausanias ise, bu yörede Atina kralı Kodros'un oğullarından Damasikhton ve Prometheus'un egemenlik kurduğunu yazar.

Kolophon kenti, Miletos, Myus, Priene, Ephesos, Lebedos, Teos, Klazomenai, Erythrai, Phokaia, Samos ve Chios ile birlikte, Dodekapolis adı verilen 12 kentin oluşturduğu Ion Birliğinin üyesi idi.

Strabon, Kolophon'un donanması ve atlı birliklerinden söz ederken, özellikle Kolophonlu süvarilerin ününü ve başarılarını vurgular. At yetiştiriciliği ile tanınan kentin süvarilerinin paralı asker olarak başka kentlere gittikleri yazılı kaynaklardan da bilinmektedir.

Ele geçen bir yazıttan anladığımıza göre, kentin arkaik dönemine ait yerleşim yeri tepelerin eteklerinde bulunuyordu. Bugüne değin burada ele geçen buluntular M.Ö. VII yy.dan daha erkene gitmemektedir. Ayrıca M.Ö. VI yy.a tarihlenen bir buluntu da ele geçmemiştir. Kentin Arkaik ve Klasik dönem yerleşimleri, akropol terasının dışında olasılıkla daha aşağıdaki Kabaklıdere vadisindeydi.

Kolophon M.Ö. VI yy. ikinci yarısında özellikle Batı Anadolu'yu etkileyen Persler tarafından istila edilmiştir.

Kent M.Ö. 478 - 477 yıllarında kurulan, Attika - Delos Deniz birliğine girmiştir. Büyük İskender'in M.Ö. 330 yılında Anadolu'yu Pers egemenliğinden kurtarmasıyla Kolophon kenti bir çok kent gibi özgürlüğüne kavuşmuştur. Antigonos'un kral olmadan önceki dönemine rastlayan M.Ö. 311 ile 306 yılları arasında kentte büyük bir yapılaşma projesi uygulanmaya başlanmıştır. Bugün ayakta kalabilen kent duvarları, o dönemde yapılmıştır.Bu dönem, Kolophon tarihinde şehircilik açısından en verimli çalışmaların uygulandığı bir dönemdir. Bu yapılanma kararları, İskender'den sonra kentin özgür statüsünü korumasını isteyen Antigonos tarafından alınmıştı. Antigonos'a çok şey borçlu olan kentin başlattığı, özgürlükle gelen bu yeni yapılanma dönemi çok kısa sürmüş ve İskender'in generallerinden Lysimakhos'un M.Ö. 294 yılında kent halkını Ephesos'a sürmesiyle son bulmuştur.

Kolophon, M.Ö. 218 yılında Pergamon krallığına bağlanır. III yüzyılın sonuna gelindiğinde, kentin eski önemini kazandığı, M.Ö. 206 yılında Magnesia ad Maeandrum'da kutlanan Artemis bayramlarındaki yarışmaları onaylayan Ion kentleri arasında Kolophon ve Lebedos'un yer alışından anlaşılmaktadır.

M.Ö. 133 yılında ölen son Pergamon kralı Attalos III'ün vasiyetinde krallığını Roma İmparatorluğuna bırakarak, Romalıların Asya eyaleti içinde yer alır ve yaşamını vergi ödeyerek sürdürür.

NOTION

İzmir'e 50 km, Kolophon'a ise 15 km uzaklıktaki bir liman kenti olan Notion, bugünkü Ahmetbeyli köyünün sınırları içindedir. Günümüz köylüleri tarafından " Kale " olarak adlandırılan akropol, iki tepe üzerine oturuyor ve kentin baş tanrıçası Athena Pollias'a adanmış olan tapınak, akropolün batı tepesi üzerinde denize tümüyle hakim bir konumda bulunuyor.

Herodotos'a göre Notion bir Aiol kentiydi ve Aioller bereketli toprağa sahip, ancak havası İonlarınki kadar güzel olmayan ülkede yaşıyorlardı. Notion da Kolophon gibi, Attika-Delos deniz birliğinin bir üyesiydi.M.Ö. IV yy.ın üçüncü çeyreği içinde Anadolu'ya Büyük İskender ile gelen özgürlük ve barış dönemi, M.Ö. 323 yılında, onun ölümü ile son bulur. Bu tarihten itibaren Anadolu'daki Helen kentleri için çok karmaşık ve kanlı bir süreç başlar.

M.Ö. III yüzyılda Kolophon ile Notion, bir ortak vatandaşlık anlaşması yaparak politik bir birlik oluşturdular. Bu döneme tarihlenen yazıtlarda sıklıkla Notion'da yaşayan Kolophonlu bireylerin adları geçmektedir.

Notion M.Ö. 218 yılında Pergamon kralı Attalos I'e bağlanır. M.Ö. 196 yılında Suriye kralı Antiochos III'ün yönetimine girerse de M.Ö. 191 yıllarında tekrar Pergamon kralı Eumenes II'nin eline geçer. Apemeia barışı ( M.Ö. 188 ) ile de Magnesia savaşında Roma ve müttefiklerinin yanında yer aldığı için Notion'a özerk statü verilir.

M.Ö. 133 yılında başlayan ayaklanma sırasında Aristonikos donanması ile Notion'a gelir, akropolü ele geçirir ve kenti Romalıların Asya Eyaletine dahil eder.

Tarihi boyunca Notion bağımsız bir kent olduğu halde Kolophon'un bir parçası gibi görünmüştür. Örneğin Notion'a " Deniz üzerindeki Kolophon " ; " Yeni Kolophon " ya da " Güneydeki Kolophon " gibi adlar verilirken Kolophon kentinin adını ise eski ya da Kuzeydeki sözcükleri eklenerek iki kentin birbiriyle karıştırılması önlenmek istenmiştir.

Kolophon'un tahribinden sonra sosyo-ekonomik yönden giderek çok güçlü bir konuma gelmesine karşın, Notion hiçbir zaman sikke basmamıştır. Kentin, Attika - Delos Birliğine ödediği verginin azlığına ve sikke basmamış olmasına bakıldığında, Notion'un, en azından Lysimakhos dönemine değin, Kolophon'a kıyasla sosyo-ekonomik açıdan daha güçsüz bir konumda olduğu görülür. Kentin akropolünü çevreleyen 4 km uzunluğundaki kale kulelerle desteklenen sur Hellenistik dönemde inşa edilmiş, Roma döneminde de onarılmıştır. Kentin bugün için saptanmış olan ve ikisi de antik limana açılan kapılarından biri kuzeyde, diğeri ise batıda yer almakta, ayrıca surun güneydoğu köşesinde bir de merdivenli giriş bulunmaktadır.

Roma döneminde kentin, akropolün kuzeyinde yer alan tepenin eteklerine doğru yayıldığı anlaşılmaktadır. Kentin Hadrianus döneminde büyük imar çalışmaları içinde olduğu ve Athena Pollias tapınağının bu dönemde inşa edildiği bilinmektedir. Hellenistik tiyatronun da, yine bu dönemde Roma tiyatrosuna dönüştürüldüğü sanılmaktadır.

Notion Bizans döneminde bir piskoposluk merkezi olmuş ve bu konumunu uzun süre korumuştur.

Uydu görüntüleri için tıklayabilirsiniz...